“Normal” dediğimiz şeyin aslında hiçbir zaman var olmadığını hepimiz biliriz. Ama bilmekle yüzleşmek arasında uzun bir mesafe vardır. Biz o mesafeyi inkârla kapatırız. Günleri üst üste dizer, alışkanlıkları gerçeğin üstüne örter, sonra buna hayat deriz. Oysa içten içe biliriz; bu düzen dediğimiz şey, sadece katlanabilmek için uydurduğumuz bir sessizliktir. Kimse yüksek sesle söylemez ama herkes aynı oyunu oynar: Anormalliği tanıdık kılar, tanıdık olana da “normal” deriz. Ve böylece, gerçeği bildiğimiz hâlde, sanki bilmiyormuşuz gibi yaşamaya devam ederiz.
Belki de “normal” dediğimiz şey, insanın belirsizlikle baş edebilmek için icat ettiği en eski kavramlardan biridir. Çünkü belirsizlik, insan zihni için yalnızca korkutucu değil, aynı zamanda dağıtıcıdır. Anlam arayan bir varlık olarak insan, süreklilik ister; tekrar ister; tahmin edilebilirlik ister. Normal kavramı, tam da bu ihtiyacın ürünüdür. Hakikati açıklamak için değil, hayatı taşınabilir kılmak için ortaya çıkar.
Oysa hakikat nadiren taşınabilirdir. Çoğu zaman ağırdır, köşelidir, rahatsız edicidir. İnsanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi sarsar. Bu yüzden hakikatle uzun süre temas hâlinde kalamayız. Onu ya parçalara ayırırız ya da alışkanlıkların içine gömeriz. Böylece hakikat, fark edilmeden sıradanlaşır. Sıradanlaşan şey de tehdit olmaktan çıkar.
Zamanla şunu öğreniriz: Hayat, düşündüğümüz gibi anlamlı bir bütün değildir; anlamı biz sonradan ekleriz. Ve bu ekleme işlemi çoğu zaman dürüst değildir. Daha çok, devam edebilmek için yapılan bir düzenlemedir. Kendimize anlattığımız hikâyeler, gerçeğin birebir karşılığı olmak zorunda değildir; yeter ki sabah kalkabilmemizi sağlasın.
Bu yüzden çoğu insan hayatını “neden” sorusuyla değil, “nasıl” sorusuyla yaşar. Nasıl geçiniriz, nasıl dayanırız, nasıl sürdürürüz… “Neden?” sorusu ise tehlikelidir. Çünkü cevabı yoktur ya da varsa bile bedeli vardır. İnsan bir kez “neden böyle yaşıyorum?” diye sormaya başladığında, artık hiçbir şey eskisi gibi yerinde durmaz.
Felsefe tam da bu noktada rahatsız edicidir. Çözüm sunmaz; konfor vermez. Sadece perdenin kenarını aralar. Ve çoğu insan perdeyi kapatmayı tercih eder. Çünkü görünen manzara, alıştığımız düzenden daha huzursuz edicidir. Normal dediğimiz şey, çoğu zaman hakikatin üstüne çekilmiş bir örtüdür.
